Sayfalar

5 Mart 2012 Pazartesi

Gaziantep Sefası

Günübirlik Gaziantep turu yaptık, sabah erken ucakla gittik, akşam uçağıyla da döndük. Babama göre delilik:)) Nerden çıktı derseniz, hem seyahat etmeyi hem de Antep yemeklerini özledim. Yılbaşı öncesinde sene sonunda iptal edilecek millerim olduğunu öğrenince, Çigdem'le de konuşup(zaten bir Gaziantep yapalım düşüncesi vardı)hemen biletleri aldık. Hatta tarihini doğumgünüme göre ayarlanmıştık ama sonra Melina da gelmeye niyetlenince ona da uyan bir tarihle değistirdik. En son Meltem de gruba dahil oldu. Daha başka gelmeye can atan arkadaşlarım vardı ama onlarla başka bir sefere artık!
Gaziantep'e çok gittim ama hep iş için. Koştur koştur git, fabrika ziyaretleri, toplantılar...Koştur koştur dön! Bu ziyaretlerin en keyifli tarafı öğlen ve akşam yemekleriydi şüphesiz. Bu gezimizin de esas nedeni o güzel yemekleri özlememdi açıkçası. Şöyle de önemli bir anısı var Gaziantep'in benim için, orası benim vejeterjanlıktan vazgeçtiğim yer. Tam yedi sene balık dahil, hiç et yemedim. Üniversitedeydim, ne olduysa etten huylandım, içim kaldırmaz oldu ve 7 sene hiç ağzıma koymadım. Ta ki Antep'e gidene kadar. Hiç unutmuyorum, bahardı ve tam keme ve yenidünya kebabı zamanıydı. Oranın önde gelen fabrikatörlerinden olan müşterimiz bizi çok güzel bir yere götürdü ve masa öyle bir donatıldıki, ben yemeden duramadım, canım resmen et yemek istedi:))
Neyse, gelelim bugüne. Gitmeden önce internetten gerekli araştırmayı yapsamda, senelerdir iş yaptığımız, artık ordaki ortağımız, abimiz diyeceğim, Kamil Bey'e danışmak istedim. Sonuçta organizasyonu ben yapıyordum ve tabii ki herşey mükemmel olmalıydı. Danışmak için aradığım Kamil Bey bizim için her türlü imkanı seferber edince gerçekten de mükemmel bir seyahat hatta sefahat oldu. Ablası Selma Hanım ve yeğeni Gizem de bize mükemmel ev sahipliği yaptılar!
Havaalanından direkt katmer yemek icin Aşina'ya gidildi. Aşina benim listemde yöresel yemekler için vardı. Katmer için Zekeriya Usta'ya gitmek istiyordum açıkçası. Fakat Kamil Bey' in gene bizim için seferber ettiği Erol Bey Zekeriya Usta'nin olduğu yerde çok fazla kazı olduğunu ve oraya gitmenin çok zor olacağını söyledi. Kazıların nedeni Gazinatep'in yenilenmesi. Ben gitmeyeli 4-5 sene oldu. Çok güzel şeyler yapılmıs, hala da devam ediyor. Neyse...Aşina'da katmerleri götürdük afiyetle. Ben tavsiye üzerine sıcak sütle beraber yedim. Daha güzel, daha lezzetli olamazdı.

Ordan doğruca Zeugma Müzesine gittik. Çok güzel, çok etkileyici, herkesin görmesi gereken bir müze! Yeni müze binası gerçekten çok güzel olmus ve girişteki, projeksiyonla yansıtılan havuz, gibi cok hoş detaylar var. Güvenlik görevlileri bile dolaşırken size yardımcı olup, kendi başınıza fark edemeyebileceğiniz detayları gösteriyorlar, anlatıyorlar. Onların da çalıştıkları yerle gurur duydukları ve ellerinden geleni yapmaya çalıştıkları o kadar belli ki, pek de alışık olmadığımız bir durum. Söylemeliyimki insanin içine su serpen, mutlu eden birşeyler var orada! Çingene kız Gaziantep'in sembolü haline geldiği için karanlık bir odada özel olarak sergileniyor. Bence Mars heykeli de en az onun kadar etkileyici!


Müzeden çıktıktan sonra Halil Usta'ya yemeğe gitmeyi planlamış olsakda acıkmadığımız için kahve içmeye gitmeyi daha uygun bulduk ve Tahmis Kahvesi'nin yolunu tuttuk. Tahmis Kahvesi'nin tavanı bir geminin ters çevrilmis hali, cok enteresan, otantik bir yer. Antep fıstığının olmamış halinden yapılan menengiç kahvesinin de oldukça lezzetli olduğunu söylemeliyim. Dönüşte ya uçağa almazlarsa korkusuna rağmen birer kavanoz almaktan kendimizi alıkoyamadık. Neyse ki problem olmadı :))


Kahve keyfinden sonra saat oldu 13.30. Erol Bey, Halil Usta'ya 14.00'den önce gitmemiz konusunda(14'e kadar yemek bitiyormuş, sonraya kalırsanız birşey bulamazsınız demişti)uyardığı için diğer alternatif olan Küşleme'ye gideriz diyorduk. Ama o da şehir dışında, sanayi bölgesinde oldugu için, git-gel vakit kaybetmeyelim dedik ve öğlen yemeği için şehir merkezinde olan İmam Çağdaş'a gittik. İmam Çağdaş'ı çoğunuz duymuşsunuzdur, Gaziantep ve baklava denince ilk akla gelen isim. Yemekleri de, pardon kebapları da demeliyim, tatlıları kadar başarılı! Önden lahmacun, gavurdağı salatası(domates mevsimi olmadığı için pek başarılı değildi), susamlı ekmek, terbiyeli turp ve yeşillikler geldi,sonra da karışık kebap. Benim favorim küşneme ve Ali Nazik'ti. Terbiyeli şiş ve simit kebabı da güzeldi ama lokum gibi küşneme ve patlıcan zamanı olmamasına rağmen Ali Nazik çok başarılıydı. Yemeye doyamadım. Bir de lahmacunları başka birşey gerçekten. Antepliler İstanbul'da yedikleri lahmucuna lahmacun demiyorlarmış, haklılar:)) Bu arada susamlı ekmeği ilk defa yedim, hoş bir lezzet. Antepliler pazar günleri, susamını kendileri vererek, fırınlarda yaptırırlarmış. Bu detayları da Gizem ve Selma Hanım sayesinde öğrendik, sağolsunlar:)) Yemekten sonra alış-veriş faslına geçildi. Bakırcılar Çarşısı, baharatçılar, Kapalı Çarşı, hepsi de İmam Çağdaş'a yürüme mesafesinde. En çok vakit baharatçıda geçirildi. Tam bitti çıkalım diye düşünürken yeni birşey çıkarıp tattırıyorlar, insan almadan duramıyor. Nasıl bir ceşit ve lezzet zenginliği...Pul biber, tarhun, ev yapımı acı biber salçası, katı üzüm pekmezi(ilk defa denedim, cok lezzetli birşey),içi bütün fıstıklı lokum, nasıl almamki!? Sıvı oldugu icin uçakta kabine almazlarsa korkusundan nar ve sumak ekşisi alamadım yanlız, içimde kaldı. Bu arada yeni birşey öğrendim. Sumak tane olarak da satılıyor. Suyun içine bir miktar sumak tanesi konup, bekletilerek de sumak ekşisi elde ediliyormuş. Bir sürü çeşit arasında herhalde kafam o kadar ambale olmuşki, tane sumak almadan çıkmışım. Bir dahaki sefere, markete alış-verişe giderken yaptığım gibi liste yapıp gideceğim:)) Yemeklik malzemelerin dışında çok güzel bakır ve gümüş kaplama dekorasyon ve mutfak eşyaları satan dükkanlar var. Tabii ki onlara da uğramadan ve alış-verişimizi yapmadan dönmedik:)) En son durağımız yine İmam Çağdaş oldu.

Hem öğlen ayırttığımız(kalmama ihtimaline karşı) tatlılarımızı aldık, hem de öğlen çok doyduğumuz için yiyemediğimiz tatlımızı yedik. Eve getirmek için baklava aldığımdan, orda havuç dilimi yemeyi tercih ettim. Ilık, kıyır kıyır...Nasıl diyeyim bilmiyorum ki, anlatırken bile ağzımı sulandıran bir lezzet!!! Yanlız söylemeliyim ki tadına baktığım şöbiyet de en az havuc dilimi kadar lezzetliydi!
İşte böyle... Yemekse yemek, gezmekse gezmek, akşama hem karnımız hem ruhumuz doymuş olarak,
mutlu mesut evimize döndük. Gerçekten de seyahatten çok sefahat oldu bizim için:))

NOT:
1- Kebapları görünce gözüm dönmüş, fotoğraf çekmeyi unutmuşum!
2- Müzeden çok güzel bir Gaziantep yemekleri kitabı aldım. Denedikçe sizlerle de paylaşacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız?